Yukarı Çık

Bayram değil seyran değil Trump Reisi neden öptü?

2 Kasım 2018 Cuma 21:52:41
541 kez okundu.

          Önce son gelişmeler. ABD'nin bizim bakanlara, bizimkilerin de onların bakanlarına koyduğu yaptırımlar kalkıyor. (Bizim yaptırım koyduğumuz ABD İç işleri Bakanı bizimki gibi güvenlikle ilişkili falan değil park ve bahçelere bakıyor). Bir güzel haber de İran yaptırımlarının bazılarından Türkiye’nin muaf tutulması. Amerikalı yetkililerin birden Ankara’ya muhabbeti kabardı. Kıskandım falan sanmayın, Allah daha fazlasını versin. Ama işin gerçek yüzünü yazımın sonunda anlayacaksınız. Ama ABD kimseyi menfaati olmadan öpmez. Kokusu geç çıkar. Aynen Marshall yardımında olduğu gibi 40 yıl sonra anladık gol yediğimizi.

          Gelelim bugünkü ilk konuma. Türk basınından gazeteciler tarafından kurulan ve sahibi gazeteciler olan bir gazete sessizce kayıp gitti basın hayatından. Bu gazete üzerinde az oyunlar oynanmadı. Ben bu gazeteyle 2002 yılında tanıştım. O sene TMSF tarafından el konulan Sabah gazetesi ve ATV’nin Washington temsilcisiydim. 17 seneden fazla zevkle ve gururla hizmet ettim. Ben ve benim gibi tüm dış muhabirlere (Londra’dan Jan Devletoğlu, Fransa’dan Nurdan Bernard, Atina’dan Stelyo Berberakis) İstanbul’a gelmemiz talimatı verildi.

         İstanbul’a geldiğimiz zaman gördük ki gazete Dinç Bilgin’in elinden alınmış gazeteye Turgay Ciner hâkim olmuş gazetenin başına da Fethullahçı olduğu için yurt dışına kaçan Ergun Babahan geçirilmiş. Hepimize dış büroları kapatıp İstanbul’da çalışmamız talimatı verildi. Bu arada duyduğumuz kadarıyla biz gelmeden önce gazeteden 200 kadar gazeteci ayrılıp yeni bir gazete kurmuş. Neyse, ben, Jan ve Nurdan İstanbul’a dönüp çalışamayacağımız için emekli olmaya karar verdik ve gazeteye dilekçe verip emekliliğimizi istedik aldığımız evraklarla da Unkapanı’ndaki Sosyal Sigortalara gidip başvuru da bulunduk.

          SSK’dan çıktığımızda Zafer Mutlu aradı. Ne yaptığımızı sordu. Ben de üçümüzün emekli olmak için başvurduğumuzu söyleyince Mecidiyeköy’deki yeni gazeteye gelmemizi söyledi. (Yeni gazete Vatan’dı). Binaya varınca en üst katta Zafer Mutlu’nun odasına çıktık.  Bizlerle konuşup Vatan için çalışmamızı istedi bizde kabul ettik. Aynı katta, gazeteye sermaye koyan Güngör Mengü, Okay Gönensin gibi yazarlarında odası vardı.

          Bir süre bu gazete de çalıştım. Taa kii basmak için kâğıt bulamayan bu gazeteye kâğıt vererek hisse senetlerini ele geçiren Aydın Doğan hâkim olana kadar ve benim yerine bugün dinci bir yazar olup ne olduğunu bilmediğim Ruşen Çakır gönderilene kadar. Ruşen Çakır Cengiz Çandar gibi “yetmez ama Evetçi” (Bugün Türkiye’ye cemaatçilikten dönemiyor) Henry Barkey gibi CIA ve PKK yanlısı kişilerle çok samimiydi. Ben de Yeni Çağ’da köşe yazmaya başladım.

          Sabah’tan ayrılmadan önceki son yazım, ABD Dışişlerinin Fethullah Gülen’e vize vermeyeceği ve kapıyı göstereceği yolunda aldığım bir istihbarat üzerineydi. Bana ya kasıtlı olarak verilmişti veya zemin yoklanıyordu bilemiyorum. Bu haber derhal FETÖ’nün avukatı tarafından tekzip edilmek istendi. Zafer Mutlu’da Vatan’a gidince bu haber yüzünden mi Sabah’tan ayrıldığımı sormuştu. Bilemem. Ama şurası bir gerçek ki gazeteyi bir FETÖ’cü Ergun Babahan yönetiyordu.

         Sadece bu mu mesela IMF toplantılarına gönderilen bugünün popüler gazetecisi Okan Müderrisoğlu’nu da görünce bence jeton düşmeliydi. Veya Sabah ile Yeniyüzyılda çalışan Erdoğan’ın kankası Ömer Çelik’i de anlamalıydım. Turgay Ciner’in kankası ve basın kolundaki elçisi Kenan Tekdağ, Sabah gazetesi zirvedeyken ve Washington’u 1,5 metre kar basmışken bir kez Washington’a gelmiş benim kendisini havaalanından almamama çok bozulmuştu. Sonuç FETÖ takımı basın hayatına da ahtapotun kolları gibi yayılmış. Biz namuslu ve dinci olmayan gazetecilere yol görünmüştü.  Şimdi bunları hatırladım.

          Sevgili okurlar daha önce bu köşeden Kaşıkcı cinayeti ve arkasından oynanan oyunlara ait tahminlerimi yazmıştım. Günler geçip zaman ilerledikçe görüyorum ki, bizim boyalı basının "bu soruşturmayla elimiz kuvvetlendi" propagandası yapmasına karşılık ülkenin parçalanması konusunda sinyalin verilmiş olduğunu görmüyor veya görmek istemiyor.  

          Bizim boyalı basın Kaşıkcı cinayeti sonrası Suudi krallığını Reisin izlediği politikalarla köşeye sıkıştırdığını ileri sürüyor. Öylemi? Bakın Başta ABD olmak üzere bu adamlarla iş yapan ülkeler bu cinayeti Riyad işledi demiyor veya diyemiyor. Sonuçta cevaplanmayan sorular hala dimdik. Neden İstanbul’a bu adam sevk edildi. Başına gelecekler konusunda ajanı olduğu ileri sürülen CIA neden uyarmadı. Neden boğulma hareketi duyulur duyulmaz bizim emniyet kuvvetleri harekete geçmedi.

          Tüm bu nedenlerin cevabı önümüzdeki günlerde sık sık duymaya başlayacağımız Türkiye’nin eyalet sistemine geçişi ve bölünen bölgelerden birinin Kürt bölgesi olacağı. Bu bölgede de Birleşmiş Milletler Kuralları gereği yapılacak bir referandum ile Barzani’ye bağlanmasını göreceğiz. Tüm bunların başlangıç sinyali de Washington’dan verildi. Birden Kaşıkcı cinayeti sonrası ABD Kürtlere talimat vererek, HDP’nin AKP’ye ittifak teklifi yapması sağlandı. Ardından Menbiç devriyesi. Sonra İran yaptırımlardaki muafiyet ile ilişkileri yumuşatma tuzağı. Hem de Putin ile Ankara flört ederken.

          Türkiye-ABD ilişkilerini romantik bir aşk hikayesi gibi değerlendiriyor bizim yalaka takımı. Hep yazdım devletlerarası ilişkiler çıkar esasına dayanır diye. İşte bu yüzden acaba ABD'nin hangi çıkarı için yüzünü yumuşattığını da merak ediyorum. Erdoğan-Trump görüşmesinde Reis Kürt federe eyaleti için mi Halk Bankası'nın 11 milyar dolarlık cezasının silinmesini istedi? İşte bu nedenlerle ne Fırat’ın doğusu ne de İdlip söylemleri gerçek bir milliyetçilikle bağdaşmadığını biliyorum. İşte bu nedenle Eyalet sistemi geliyor ey şaşkınlar diyebiliyorum. 

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.