Yukarı Çık

12 Eylül darbesi Nakşileri iktidara taşıdı

13 Eylül 2020 Pazar 02:47:21
494 kez okundu.

          Sizlere, en fazla birkaç gün önce yazmıştım. Türkiye ile Yunanistan arasında savaş olmaz diye. Bizimkiler, meydanlarda esip gürlerken, el altından, Avrupa’ya sorunu bitirme konusunda sürekli mesaj yolluyor. Bu seslenmelerde bazen Çavuşoğlu gibi bel altı vurmalarda var. Bu arada payanda Bahçeli de, daha yüksek sesle gürleyip, dikkat çekmek istiyor. Ayrıca, molla Akar’ın basiretsiz yönetimi altındaki tarikat ordusu da, sürekli evlatlarımızı kaybediyor. (Dün Mustafa Kemal’in Sakarya savaşı öncesi, Subaylara yaptığı konuşmayı okudum. Rahmetli bizim Silivri ve Balyoz olaylarını önceden görmüş gibi anlatıyor sanki)

          Artık herkes biliyor, yapılan bu tepişmelerin, Türk halkı için değil bir tarikat savaşı olduğunu. Ama ben bize bu geleceği hazırlayan batıdaki herkesin, bunlara müstahak olduğuna inanıyorum. Ayrıca biz, yani kaderini yönlendiren olayları seyreden, halka da, her şey müstahak.

          Nerden geldim bu konuya, biliyor musunuz? 12 Eylül darbesi yıldönümü nedeniyle anılınca aklıma geldi. Ben, 1980 yılı Aralık ayında ABD’ye gittiğim için, bu darbenin yarattığı ortamda yaşamadım. Daha sonra da, yabancı bir ülkeye yerleşmenin yarattığı mali sıkıntılar yüzünden, beş yıl ülkeye gelememiş, yalnızca çocukları dede ve ninelerine uçakla yaz tatillerinde memlekete yollamıştık. İlk Türkiye’ye tatile gelişimiz 1986 yılını bulmuştu.

          Bu arada ben de VOA’de (Amerika’nın Sesi radyosunda bazı sorunlar yaşıyordum ve idare ile zıtlaştığım için sözleşmem yenilenmemiş, greencard (Yeşil kart diye bilinen oturma ve çalışma izni) başvurusu durdurulmuştu. Bende yayın hayatına yeni başlayan Sabah gazetesinin ilk dış muhabiri olarak küçük bir maaşla işe başlamıştım. İlk büyük görevim, darbenin lideri Kenan Evren’in, ABD’ye yaptığı resmi ziyaret olmuştu. Beyaz Saray’daki resmi yemeğe, aramızda tek kişi davet edilmişti. Tuna Köprülü. Onun dışında Beyaz Saray ABD kurallarını bilmeyen bir gurup, basın odasından, olayı izlemek istemiş, oraya hapis kalmışlardı.

          12 Eylül, Atatürkçü görüntüsü altında Türkiye’ye irticanın taşınmasındaki birinci eylemdir. Yani tarikatın ilk silahlı eylemidir. Bu operasyonla, Amerika’nın desteği ve yardımıyla,  Nakşi Tarikatı, Turgut Özal ile iktidara taşınmış, Türk ordusunun itibarı üzerinden bir dizi oyun oynanmaya başlamıştı. (Özal’ın şortla birlik teftişleri gibi) Özal, Amerika’nın gözüne girmek için Birleşmiş Milletler kararı olmaksızın Kerkük-Yumurtalık boru hattını kapatmış, Çekiç Güç uygulaması ile 500 bin Kürt mültecinin (Aralarında çok sayıda PKK teröristinin de bulunduğu uyarısına rağmen) Türk sınırları içinde işçiler için yapılan lojmanlara yerleştirmişti. Bu arada Özal, Barzani ile anlaşarak Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti kurmak istemiş. Ancak o yıllarda askeri yetkililerin itirazı ile karşılaşmıştı.

          Zenginleri seven Özal, Reis’ten farklı olarak daha iyi eğitimli ve daha sakin tabiatlıydı. Her Nakşi iktidarında olduğu gibi bu dönemde yolsuzluklarda tavan yapmış, Semra hanım papatyalar denen gurupla pastanın kremalarını, yani rüşvetleri toplamıştı. Özal’ın Cayman adalarına oğlu Ahmet aracılığıyla taşıdığı rüşvet paralarına da İngiliz hükümeti el koymuş, Özal’ın hayatta kalan karısı ve çocukları sıkıntılı günler yaşamışlardı.

          Nakşi tarikatının, hayatta kalan Özal kardeşlerden Korkut’un (Yusuf ve Turgut şişmanlıktan ölmüşlerdi) temasları sonunda yeni bir Nakşi hükümeti için bazı isimler verilmiş 1995 sonrası Türkiye’de yeni bir hükümet kurmak isteyen başta ABD olmak üzere İngiltere ve öteki ülkeler AKP’yi kurdurarak İktidara taşımıştı. Ancak batılı ülkelerin Türkiye Cumhuriyeti aleyhtarı yalapşap düşünmeden yaptığı işlerde olduğu gibi kendi iktidara oturdukları kişilerin, nasıl zıvanadan çıktığını gördüler. Aynı durum Afganistan’da Sovyet işgaline karşı mücadele etsin diye oluşturdukları Taliban gurubunun 11 Eylül tarihinde 3 binden fazla kişinin ölümüne yol açan saldırılarında da görülmüştü.

          Batının bu konudaki dangalaklıkları bitmemiş. Irak’ta Saddam’ın azınlık hükümetinde yer alan generallerin komutası altındaki Sünni guruplardan oluşturduğu İŞİD gurubuyla da sorun yaratmıştı. Batı daha sonra İŞİD’i yok etmek isterken, Türkiye’deki Nakşibendi iktidarının bu terör gurubuna verdiği maddi ve manevi desteği de gördü ve en önce ABD bu konuda Ankara’yı oluşturdu. Ancak Ankara bu konuda dur durak bilmediği için şansını Mısır’da denedi. Başarısız oldu. Suriye’de denedi başarısız oldu. Sudan’da denedi başarısız oldu. Ve son olarak Libya’da denedi ve görüyoruz ki orada da başarısız oluyor. Özal hükümeti sırasında ve sonraki ANAP iktidarlarında çok sayıda milli servet yok edildiği için son yıllarında parasız kalmıştı. Bugünkü ve daha da kötü şekilde. Şimdilerde AKP iktidarı emeklilerin maaşına göz dikti.

         Ampulcüler ve yandaşları ne kadar kötü durumda reklamlara bir bakın. Mesela yandaş, A101, Müteahhitlerle, sıkma baş modacısı sefa Merve, Torku falan, bankalar, cebinizde kendinize karnınızı doyurmak amacıyla alacağınız ekmek için ayırdığınız son kuruşu çarpma amacıyla kandırmaya çalışıyor.

          Ben bunların rant kavgası olan 15 Temmuz ayaklanmasını başından beri darbeden saymadım ve saymıyorum. O tamamen Erdoğan’ın rakiplerini yok etme projesiydi. Şimdi bir kere daha dönüp geriye bakınca 12 Eylül’ünde Nakşibendi tarikatını iktidara taşımak için Batı tarafından düzenlenen bir oyun olduğunu görüyorum.

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.