Yukarı Çık

21 Mayıs'ın 57'inci yıldönümü

20 Mayıs 2020 Çarşamba 03:43:48
357 kez okundu.

           Hayırlısıyla, her türlü sahtekârlığı kullanarak, Atatürk ile ilgili bir milli bayramı daha, hükümetimiz başarı ile geçiştirdi. Sözünü ettiğim “19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı”. Geçmiş yıllarda, bu tür bayramlarda, tüm iktidar liderleri, sanki Corona olmuş gibi toptan hastalanırlardı. Şimdi Allah acıdı da, bir Corona melaneti yarattı. Yırttılar. Yetmedi, sokağa çıkma yasağını da, Mayıs ayı sonuna kadar uzattılar. Hani para olsa, milleti hiç sokağa çıkarmadan habersiz soyacaklar yani.

           Gelelim, bu günlerin popüler konusu “darbe” mevzuuna. Benim aklıma yarım asırdan fazla bir süre önce, bizlerinde içinde olduğu ve hatta bilmeden, başrolünü oynadığımız, 21 Mayıs 1963 darbesi geldi. Bu olayın sonunda darbecilerin kullandığı aralarında benimde olduğum, 1459 Harbiyelinin, okulla ilişiği kesilmiş ve hemen hepsi, hiç alışık olmadıkları, yepyeni bir ortamda meslek ve yaşama sivil bir yolda devam etmişti. Üç ay süren okuldaki yargılamalar sonunda, bence tamamen bir tombala sonucu, arkadaşlarımızdan 75’i 4 yıl iki ay ve 91’i de 3 ay hapse mahkûm edilmişti.

           Bu olayda tüm Harbiyelilerin okulla ilişkisi kesilmişti. Bizler o yıllarda, 18-19 yaşlarımızdaydık. Daha sonra, bizler için açılan bir üniversite seçme sınavına girip, bununla askerlik dışında yeni mesleklerimize doğru yol almaya başlamıştık. Ben önce Yıldız Mimarlık bölümüne girmiş daha sonra Ankara’da Özel mimarlık mühendislik okuluna devam etmiştim. Ankara Üniversitesi İnşaat Dairesinde çalışırken de TRT’nin açtığı Redaktör Spikerlik sınavını kazanmış ve gazetecilik mesleğine adım atmıştım. TRT’de çalışırken de Siyasal Bilgiler Fakültesinin Sevk ve İdare Yüksekokulunu bitirmiştim.

           TRT’de çalışırken, yabancı dil bilen kişilerin, benden nasıl önde gittiğini fark etmiştim. Ve çocuklarımı, yabancı dil eğitimi için memur maaşı ile kolejlere gönderemeyeceğimi de anlamıştım. Bu yüzden, yurt dışına gitme yolları aradım. Önce o yıllarda moda olan Avustralya’ya muhaceret için başvurdum. Uzun bir süreç sonrası kabul edildik, Sydney’de, devlete ait azınlıklar için Türkçe yayın yapan bir televizyonda, günde iki saat görev yapacaktım.  Ancak uçmayı beklerken, 1980 yılında Amerika’nın Sesi (VOA) radyosunun sınavını da kazandığım ve süratle ABD’ye gitmem istendi. Aralık ayında Washington’a geldim. 1986 yılında, Sabah gazetesinin kurulmasından üç ay sonra da, gazetenin Washington muhabiri olmuştum. Sabah’ın tirajını artırması ve devreye yeni kurulan ATV’nin de girmesiyle iş yüküm artmıştı. Sarı basın kartını 30 yıl ve daha sonra sürekli basın kartını da bu molalar basın yayına el koyana kadar taşıdım. Rengi morlaşan kartın yenilenmesi içinde, yeniden başvuruda bulunmadım. Gücüme gitmişti.

           Nereden nereye.  Evet, nerden nereye 14 yaşımda asker olmak için girdiğim Kuleli Askeri Lisesi’nden Kara Harp Okulu ve sonra gazetecilik. Benim kader arkadaşım Harbiyeli kardeşlerimde, sivil hayatta kendi alanlarında her biri sivrildi. Hâkimlik, Sayıştay müfettişliği, hastane yöneticiliği maliyecilik, bankacılık ve öteki bir dizi meslekte çok başarılı oldular Aramızdan 3 tanede de milletvekili çıktı. Bugün bu Atatürkçü kardeşlerimin yarısından fazlasını kaybetmiş bulunuyoruz. Bu da bana çok acı veriyor. 21 Mayıs aslında 15 Temmuz’da köprü üzerinde kafası kesilen Harbiyelilerin bir ön sesi gibiydi.

           Sevgili okuyucum, darbeler, ekonomisi düzgün,  demokrasi ve özgürlüklerin yaygın olduğu ülkelerde meydana gelmez. Karikatürlere konu olan Meksika darbelerine devletin soytarılığı, kanunsuzluğun, yolsuzluğun yaygınlığı bugün bile bu ülkede istikrarı sağlayamamıştır. Bu konu da hep kendimizi sorgulamalıyız. Ben 40 yıldır bu ülke de yaşarken bu kültürde çok yaygın olan bir şey gördüm ve öğrendim.  O da meydana gelen bir hata veya yanlışlıkta, buradaki insanlar önce kendilerini sorgularlar; “Ben nerede yanlış yaptım, hata nerede” der ve sonuçta kendiliğinden istifa ederler. Bizim kültürümüzde veya Ortadoğu da ise, kişi hatayı kendisinde aramaz ve ilk sorusu “bunu bana kim yaptı?” olur. İşte bu nedenle bizde yetkililer bir hata üzerine istifa etmez ve hep CAHAPE der çıkar.

           CAHAPE deyince, bu partinin genel başkanı Kemal Kılıçtaroğlu bir dizi olağanüstü önlem önermiş. Çok özür dileyerek, ben onun önlem diye önerdiği şeylerinde, bir çözüm değil, sadece kısa bir nefes aldıracak bir tür rötuş olduğuna inanıyorum. Bir devrim ve çözümde, 2001 yılından buyana, bu iktidar tarafından profesör unvanı verilen, bunlardan üniversitelere rektör veya dekan tayin edilen kişilerin, yeniden değerlendirilmesi, bunların yazdığı tezlerin incelenmesi.

           Polis teşkilatı, silahlı kuvvetler, mahkemeler, eğitim ve sağlık sistemi, özetle devlet kurumları sıfırdan yeniden teşkilatlandırılıp personel alınmalı. Yani demem o ki, devlete bunların verdiği zararı gidermek için aşı değil, kangren olmuş kol veya bacak hastalığın tüm vücudu yok etmesini önlemek için kesilmeli.  

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.