Yukarı Çık

Türkiye'yi Peşaver'e çeviriyorlar

8 Ekim 2019 Salı 20:47:15
127 kez okundu.

Yandaş medya ile birlikte muhalif kesimlerin de bir bölümü “zafer sarhoşluğu” içinde.

Çünkü Türkiye Amerika’yı korkuttu, operasyona başlayacağını açıklayınca Amerika bölgeyi boşaltamaya başladı, bazı Avrupa ülkeleri de Türkiye’ye hak verdi, Erdoğan emperyalizme karşı verdiği savaşı kazanıyor.

Milli birlik ve beraberlik ruhu içinde hareket etme telaşı nedeniyle adeta gözler kamaştı, akıllar tutuldu.

Nedense gerçeği görmek istemiyorlar.

Türkiye’nin ne olduğu belirsiz bir maceranın içine nasıl itildiğini, nasıl bir tuzağa çekildiğini görmek istemiyorlar.

Şimdi hepsini bir kenara bırakalım.

Türkiye’nin destan yazdığını, düşmanı titrettiğini, bütün dünyanın bizi kıskandığını kabul edelim.

Buna sevinelim, gurur duyalım, bayram yapalım.

Ama bunların hiçbiri örneğin Türkiye’nin “Peşaver’e çevrildiği” gerçeğini ortadan kaldırmıyor.

Büyük bir akıl tutulması yaşadığımız şu günlerde nedense Trump’ın “IŞİD konusu artık Türkiye’nin elindedir” sözlerini pek tartışmıyoruz.

Hatta Trump’ın bu konudaki sayıları abarttığını tutuklu IŞİD’li sayısının 10 bin olmadığını, alt tarafı 1500 kadar olduğunu bile söylüyorlar.

Deyin ki 10 bin değil de 1500 IŞİD’li terörist var Amerika’nın bölgedeki hapishanelerinde ve bunların hepsini biz devraldık.

Az şey midir?

Ama bundan daha tehlikelisi Türkiye’nin giderek Peşaver’e döndürülmesidir.

Peşaver Pakistan’da bir bölge. Afganistan ile tam sınırdaki yerde.

Bu bölgede neredeyse tüm dinci teröristler barınıyor, burada güven altında kendilerini saklıyor.

Dünyanın çeşitli yerlerindeki eylemlere katılan teröristlerin çoğu bu bölgede eğitim gördükten sonra harekete geçiyor ve dönebilirse yine buraya geliyor.

Erdoğan iktidarı bir inatla sürdürdüğü yanlış Suriye politikasına bir de bu durumu eklemek üzere.

Zaten pek çok Avrupa ülkesi Türkiye’nin IŞİD ve benzeri örgütlere sempati duyduğunu hatta bunlara yardım ettiğini ileri sürerken, Suriye’deki operasyonları IŞİD’den bozma Özgür Suriye Ordusu ile yapma ihtimali de bu ülkeleri çileden çıkarıyor aslında.

Bu konu Türkiye’de konuşulmuyor ama yakın bir gelecekte Türkiye teröre destek veren ülke bile ilan edilebilir.

2011 yılında Afganistan’dan Suriye’ye 10 bin Taliban militanı getirildiğini yazan ilk kişiydim.

Sonra 2 Aralık 2015’te “Türkiye Peşaver gibi olacak” başlıklı yazımla tehlikeyi haber vermeye çalıştım.

Çünkü o tarihlerde IŞİD ve El Kaide militanları Güney illerimizde fink atıyordu.

Hatta öyle ki kılık kıyafetlerini bile değiştirme gereği duymuyorlardı.

Tam bir yıl sonra 21 Aralık 2016’da Peşaver’e dönüşmekte olduğumuz uyarısını tekrar yaptım.

Ancak şimdi durum çok daha vahim.

Hem bize devredilecek IŞİD’li teröristler hem de IŞİD’i pek aratmayan Özgür Suriye Ordusunun bölgeye sürülmesi konuyu katmerli hale getirecektir.

Türkiye “bindiği bu alametten” bir an önce inmelidir.

Türkiye’nin aydın insanları da sırf kendilerini korumak için büründükleri “Milli birlik beraberlik zırhı ve bunun sonucu sözde milliyetçilik duygusundan” bir an önce kurtulmalıdır.

Daha sonra pişmanlık duymanın bir anlamı olmayacaktır.

 

--MERAK ETTİĞİM ŞEYLER---

 

Amerika gitti PYD öylece duruyor mu?

 

Çılgın biçimde “Haydi operasyonu başlatsanıza” diye çığırtkanlık yapanların aklında tek şey var;

Türk Ordusu Suriye’ye girecek. Buradaki PKK uzantısı PYD/YPG yapılanmasını imha edecek, böylelikle terörün kökü kazınacak.

Bu umudu taşıyanlar sanıyorum konuya şöyle bakıyor;

Amerika Türkiye’nin önünde diz çökerek bölgeden çekilme kararı aldı. PYD yalnız kalacak. Bize karşı direnme gücü olmayacaktır.

O halde soralım; Amerika PYD’yi yalnız başına bırakıp gitti mi veya gidiyor mu?

Hiç sanmıyorum.

Amerika belki “Bana ne yahu ne haliniz varsa görün” diyerek PYD’yi bıraksa bile PYD eski konumunda kalacak mıdır?

Kalması için aptal olması gerek.

Türkiye adeta davul zurna çalarak operasyon yapacağını, PYD unsurlarının tamamını imha edeceğini açıklarken niye o bölgede kalsınlar ki?

Soruyu geçelim.

Bu konuda Türkiye kendi tezleriyle bile açmaza girebilir.

Çünkü güya Amerika’ya ısrarla “güvenli bölge kurulması için” baskı yapıyorduk.

Amerika bunu kabul edince de “30 kilometre olacak” dedik.

Şimdi Amerikan askerleri 30 kilometre geriye gitse, PYD unsurları da aynı şekilde sınırımızdan 30 kilometre uzağa taşınsa, ne değişmiş olacak?

Bu kez o bölgede yeni bir güvenlik koridoru mu talep edeceğiz?

 

--ŞAŞIRDIM—

 

Yandaş medya Trump’ın rezil twitini görmedi

 

Aslına bakarsanız önceki gün sabah saatlerinde durum çok da kötü gözükmüyordu.

Erdoğan “Sabrımız taştı, artık kendi göbeğimizi kesereceğiz, bu son uyarı” dediğinde, tam tahmin ettiğim gibi Trump’la uzun bir telefon görüşmesi yaptı.

Bu görüşmeden sonra Erdoğan’ın sarayından yapılan açıklama çok yumuşaktı.

Başkan sorunları dinlemişti. Erdoğan’ı Amerika’ya davet etmişti. Erdoğan kasım ayında Washington’a gidecekti.

Kısa bir süre sonra Beyaz Saray açıklaması da geldi. O da belli bir düzeyde ama hafif rahatsız ediciydi.

Çünkü açıklamada Türkiye’nin operasyon yapacağının anlaşıldığı belirtiliyor ama buna Amerika’nın destek vermediği gibi katkıda da bulunmayacağı belirtiliyordu.

Bu açıklamalardan çok kısa bir süre sonra Trump’tan yeni bir açıklama geldi.

Trump bölgede kalmaktan ve bir türlü sonuç alamamaktan bunalmıştı, askerlerini çekme kararı almıştı.

Bu saray iktidarında sevinçle karşılandı.

Amerika diz çökmüştü, Erdoğan’ın tezlerini kabul etmişti, geri çekiliyordu, artık operasyon başlayabilirdi.

Nedense o sırada yandaş tetikçiler Trump’ın açıklamasının içeriğindeki çok önemli ayrıntılara dikkat etmiyordu.

Trump “Kürt savaşçılar” diyordu “Türklerle Kürtler 30 senedir savaşıyordu ama ben son üç yıl bunu engelledim” ifadesini kullanıyordu, bunların üzerinde durulmadı hiç.

Sonra bir anda sanki dünya tersine döndü.

Trump çok garip bir twit atarak “Türkiye haddini aşarsa ekonomisini mahvederim” dedi. Üstelik parantez içine alarak “daha önce yapmıştım” notunu da ekledi.

Akşam saatleriydi ama yine Türkiye’nin ayağa kalkması gerekirdi.

Olmadı.

Sabah Tele1’deki canlı yayında yandaş tetikçi gazetelere baktım, hiçbirinde yoktu.

Olanlarda da cümle kısaltılmış, önemsizleştirilmişti.

Herkesi hoplatacak bir açıklamanın adeta sansürlenmesi o medya yöneticilerinin boyunu aşar.

Çok belli ki tepeden “Aman bu konuyu köpürtmeyin” talimatı geldi.

Anladığım kadarıyla iktidar kanadı gerginliğin bu kadar artmasından endişelendi ve el altından yeniden temas kurdu.

Nitekim birkaç saat sonra Trump bu kez “Erdoğan’la arkadaş olduğunu” belirtti ve havayı biraz yumuşattı.

Bakalım bu sabah uyandığımızda Suriye’ye operasyon başlamış olacak mı?

 

--CANIMI SIKAN ŞEYLER—

 

Muhalefete “köpek” benzetmesi yaptıktan sonra hakaretten yakınmak olmaz

 

İktidara sorarsanız AKP genel başkanı Erdoğan’a sürekli hakaret ediliyor.

Erdoğan da sık sık bundan yakınıyor.

Hatta bizler hiç duymadığımız halde “Afedersiniz ailemi, ölmüş annemi bile işin içine katıyorlar” demişti geçenlerde.

Ben bugüne kadar hiçbir siyasetçiden ya da adı kamuoyu tarafından bilinen bir kişiden bu tür bir hakaret duymadım.

Bunun ötesinde yine hiçbir siyasetçiden ve ismi bilinen bir kişiden Erdoğan’a yönelik hakaret sayılabilecek bir söylem de pek duymadım.

Kimi eleştiriler ancak zorlanırsa hakaret çıkarılabilir belki içinden.

Oysa Erdoğan neredeyse her konuşmasında önüne kim gelirse hakareti hiç esirgemiyor.

Bugüne kadar hiçbir liderde olmayan bir üslubu var Erdoğan’ın ve buna rağmen “Bu ülkede bir tek ben hakarete uğruyorum” diyebiliyor.

Erdoğan şimdiye kadar siyasi rakiplerine çok ağır hakaretlerde bulunmuştu ama yüzde 40 artı 1 konusu tartışıldığı sırada yaptığı hakaret herhalde bugüne kadar görülmemiş olanıydı.

Erdoğan şöyle demişti; “Cumhurbaşkanının seçilme oranının yüzde 50'den 40'a düşürülmesiyle ilgili ne düşüncemiz ne niyetimiz ne planımız ne de çabamız söz konusudur. Bu tür atıfta bulunanlar aynaya baksınlar. Biz bir şeyi kayda geçirdiğimiz zaman bu iş bitmiştir. Türkiye'de bir daha hiç kimsenin küçük bir azınlığa dayanarak millete zulüm etmemesi için bunu koruyacağız. CHP bundan kendine bir şey çıkarmaya çalışıyor. Bundan sana bir şey çıkmaz. Buradan sana kemik de düşmez.”

Bir cumhurbaşkanının bu üslupta konuşması herhalde sadece beni hayretler içinde bırakmıyor rahatsız etmiyordur değil mi?

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.