Yukarı Çık

İstanbul'da seçimi iptal ederken Ankara'da saray gitmesin sonra

25 Nisan 2019 Perşembe 03:51:30
159 kez okundu.

Nefesler tutuldu, YSK’nın vereceği karar bekleniyor.

İşin aslına bakarsanız kararı elbette YSK vermeyecek, önler gelecek talimatı açıklayacaklar.

Son gelişmeler baktığımızda İstanbul’da bir seçim yenilemesi kararı çıkma olasılığı bana göre hayli yükseldi.

YSK görülmemiş bir kararla AKP’nin iddialarını araştırma kararı aldı. Oysa YSK’nın kanıt istemesi  ve kanıtlara göre de karar vermesi gerek sadece.

Bu hazırlıklardan anladığıma göre bir seçim tekrarı kararı gelebilir

“Seçim olursa ne olur?” sorusuna şu anda cevap vermem mümkün değil ama şunu iddialı biçimde söyleyebilirim;

“Eğer seçim olacaksa, süreç çok sert hatta şiddet içinde geçecektir, iktidar İstanbul’u kazanabilmek için devletin tüm gücünü kullanacağı gibi şiddete başvuracağını da açıkça göstermiştir.”

İstanbul’da seçim olabileceğinin sinyalini Ankara’da Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik “linç operasyonundan” da anlayabiliriz.

İktidar ve sözcüleri istediği kadar “örgütlü bir suç yok, provokasyon yok” dese de her şeyin önceden planlandığı artık çok açık biçimde görülüyor.

En azından Cumartesi günü kılınması gereken cenaze namazının pazar gününe bırakılması bile başlı başına şüpheli bir durum.

Ama daha önemlisi linç operasyonundan sonra iktidar sorumlularının takındığı tavırdır.

Cumhurbaşkanı hemen olaydan sonra bir kaç cümle ile olayı yatıştırabilir ve “demiri soğutmaya” devam edebilirdi.

Erdoğan saldırıyı kınayıp, Kılıçdaroğlu’n geçmiş olsun mesajı gönderse, sorumluların yargılanacağını ve bundan böyle bu tür saldırılara asla müsamaha edilmeyeceğini söylese şu anda belki Çubuk olayını konuşmuyorduk bile.

Oysa tam tersi yapıldı.

Bu iktidarın son seçimlerde yaptığı “tipik seçim kampanyası” çalışmasıdır.

Belli ki eğer seçim yenilenirse “terör ve şehit kanı edebiyatı” ile muhalefeti yerle bir edebileceklerine inanmış saray ve çevresi.

Şimdi ortam ısıtılıyor.

Kamuoyu seçime ve burada uygulanacak “şiddete dayalı propagandaya” alıştırılmaya çalışılıyor.

Şiddete dayalı propaganda tutar ve AKP seçimi kazanabilir mi?

7 Haziran- 1 Kasım sürecinde bunda başarılı oldular.

Halkı terörle korkutup seçimi kazandılar.

Ama seçimden sonra köprülerin altından çok su aktı.

İstanbul’u kazanmak için herkesin gözü önünde oynanan çirkin oyun ve şiddet propagandasının toplumda nefret uyandırası ihtimali de çok güçlüdür.

Erdoğan iktidarının en büyük maddi kaynağı olan İstanbul’u kumpaslarla kazanmak isterken altından sarayın gitmesi tehlikesini de görmelidir.

İstanbul’da dayatma ile seçim iptali kararının tepkisinin çok büyük olması kimse için sürpriz değildir.

Toplumda oluşacak öfke ile sadece İstanbul büyükşehir belediyesi için yapılacak bir “tekrar seçim”in yaratacağı “kelebek etkisi” ile genel seçimlere gidilmesi de çok şaşırtıcı olmayacaktır.

Böyle bir seçimle Erdoğan iktidarının tamamını da kaybedebilir.

 

--CANIMI SIKAN ŞEYLER—

 

Erdoğan ülkeyi yönetemediğini işte böyle itiraf etti

 

Cumhurbaşkanı son zamanların “en talihsiz” açıklamasını önceki gün yaptı bana göre.

Dedi ki; “Şehit cenazelerine giderken dikkat etmeli. Cumhurbaşkanı olarak herhangi bir şehit evi ziyaretinde soruyorum ‘gidişim orayı rahatsız eder mi’ diye. Eğer edecekse gitmiyorum.”

Bu ne demektir?

Bir cumhurbaşkanının şehit evine gitmesi kimi neden rahatsız etsin ki?

Bir ülkede cumhurbaşkanı “vatanı için canını veren” bir kahramanın evine kimseye haber vermeden gidemiyorsa o ülkeyi yönetemiyor demektir.

Çünkü o cumhurbaşkanı aslında “gidersem rahatsız eder miyim?” diye sormuyor o soruyu, diyor ki “Şehit olan ve ailesi, yakınları bizden mi değil mi?”

Demokratik olmakla olmamak arasındaki far bu işte.

CHP genel başkanı “şehit olan bizden mi?” diye sormadan o şehidin ailesine koşabiliyor, AKP genel başkanı ise yapamıyor.

 

--ÇOK GÜLDÜM--

 

Ortalık yerde yellenirsen koku çıkar

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kılıçdaroğlu’na linç girişiminde bulunulması ile ilgili olarak CHP’yi suçlayarak “Burada gaz sıkışması var” dedi.

Söylediğine göre durum şu; “CHP seçimden önce teröristlerle kolkola olan partiyle işbirliği yaptı, milletin öfkesi kabardı, şehit cenazesine gitmesi yanlış.”

Bu söylemle “Türkiye ittifakı” kurulur mu?

Mümkün değil tabii.

Gelelim gaz sıkışmasına.

Gaz sıkışınca çoğu insan yellenir.

Ama en önemli görgü kurallarından biri yellenmenin başkaları varken yapılmamasıdır.

Ama belli ki bu linççiler aile terbiyesi almamışlar ki ortalık yerde yelleniverdiler.

Kokusu da fena yayıldı ortalığa tabii.

 

--KOMİK--

 

Burhan Hoca yine beyin yakan twit atmış

 

23 Nisan bayramına damga vuran olaylardan biri de canlı yayında konuşan bir kız öğrencinin “Almanya’nın Köln kentinde tıp okumak, sonra da Alman vatandaşı olmak istiyorum” demesiydi.

İnsan ister istemez bu yaşta bir kız çocuğunun içine düştüğü umutsuzluktan dolayı mutsuz oluyor.

Yıllardır Erdoğan’a yaranmak için akla hayale gelmeyen demeçler veren, konuşmalar yapan ve twitler atan Burhan Kuzu bu olayda da ortaya çıktı ve yine beyin yakan bir ifade kullandı.

Bu kızımızın umutsuzluğunu da “CHP zihniyetine” bağlayan ve adının önünde Prof. Dr unvanı olan Burhan Kuzu şu twiti attı dün; “Türkiye'yi terk edip, Almanya'da okumak ve sonrasında Alman vatandaşı olmak isteyen o yavrumuza bugüne kadar Türkiye'yi öcü gibi gösteren, Türkiye'yi sürekli Avrupa'ya şikayet eden yıkıcı muhalefetimizdir. Çocuklarımızın umutlarınızı tükettiniz Kemal bey. Çok yazık.”

Gerçekten neyi merak ediyorum biliyor musunuz, Burhan Kuzu’ya profesör unvanı veren bilim heyeti kimlerden oluşuyordu, içimden onlara gidip “nasıl kıydınız bu ülkeye” demek geliyor vallahi.

 

--BAŞIMDAN GEÇENLER--

 

Trafik mafyası bayramımızı zehir etti

 

İstanbul’da “Trafik Vakfı” adı altında çalışan bir kurum var.

Trafiğe rastgele araba çekmek ve milyonlarca lirayı kasaya koymak dışında hiçbir katkısı olmayan bu vakıf 23 nisan bayram gününü kızımla bana da zehir etti.

Neredeyse 20 yıldır “mafya” dediğim bu vakfın yaptıklarını yazıyorum ekranlarda anlatıyorum, ama hiçbir şey değişmiyor.

Arkası çok güçlü.

Başında vali ve büyükşehir belediye başkanı ile bazı sermaye sahipleri var.

Hiçbir kurala uymadan, sadece milletin canını yakmak, milyonlarca lira toplamak için çalışıyorlar.

23 nisan günü kızımı Ataşehir Palladium’un arkasındaki bir lokantaya götürdüm.

Her zamanki gibi hiçbir yerde park edilmez levhasının olmadığı, adeta bir meydanı andıran geniş caddenin kenarına diğer araçlar gibi park ettim.

Çıktığımda ki hepsi hepsi 45 dakika, diğer arabalar duruyordu benimki yoktu.

Trafiği asla etkilemeyen, araç geçişinin hayli az olduğu bir yerde üstelik bir bayram günü araba çekmek ne anlama geliyor.

Kızımla arabamın çekildiği “yeddiemin otoparkına” gittim.

Hepsinde olduğu gibi Kurtlar vadisinin fedai takımından biriymiş gibi bir bıçkın, “102 lira ödeyeceksin” dedi emrederek.

Bu çekici parası ile park parası ya trafik cezası?

O yok. Çünkü park edilmez yerde değil araç.

Fotoğraf, o da yok.

Çıkışta çekici aracını gördüm.

Plakasını almak için fotoğrafını çektim.

İçinden bir polis hışımla fırladı “Niye çekiyorsun?” diye bağırdı.

Gazeteci olduğumu söyleyince “Tanıdım” dedi “Ben seni demokratik bir adam bilirdim, yazıklar olsun, şuraya ziyarete gelmişiz, bir çay içmişiz, bizi niye çekiyorsun” diye çemkirip gitti.

Ekrem İmamoğlu’ndan ricamdır; Trafik vakfı adı altında aslında mafyalık yapan bu vakfın başındasınız artık. Bu sözde vakıf İstanbul halkının milyonlarını kasasına indiriyor. Nasıl dağıtıldığını bilmiyorum bu paranın. Lütfen yönetiminde olduğunuz bu vakfın hesaplarını inceleyin,  toplanan paralarla ne yapıldığını gözünüzle görün, paylaşımın nasıl yapıldığını da halka açıklayın.

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.