Yukarı Çık

Siz koşun daha onlara, tepenize daha çok edecekler

16 Nisan 2019 Salı 03:26:38
106 kez okundu.

İktidar tam 10 yıldır sistemli bir şekilde medyayı yok ediyor.

Kendine bağımlı, talimat alan bir medya yaratmayı başardılar bu süreçte.

Neredeyse muhalif medya hiç kalmadı.

Kalanlarsa ya maddi nedenlerle zar zor ayakta duruyor ya da çok etkisiz haldeler.

Hem ekonomik olarak hem de satışta güçlü tek gazete var o da Sözcü.

Televizyonlar bir iki tane, maddi açıdan biraz daha güçlü olabilseler biraz daha etkili olabilecekler.

Sosyal medya belki biraz nefes aldırıyor herkese.

İktidar tarafından yaratılan medya artık hiçbir kurala uymuyor.

Her biri birer parti propaganda bültenine dönüşen gazete ve televizyonlar saraya hizmet etmek için rahatlıkla yalan haber yapabiliyorlar.

Biraz geçmişi olan yazarların çoğu devşirildi ve birer Erdoğan fedaisi haline getirildi.

Yeni yetiştirilen gazeteciler ise meslek ilke ve ahlakından tamamen yoksun birer tetikçi gibi çalışıyor.

Şimdi gelelim işin can alıcı noktasına.

Ne yazık ki muhalif siyasetçiler bunun farkında bile değil.

Medyaya bakış açıları son derece sınırlı ve akılsızca.

Muhalefete göre “medya haberlerini vermiyor.”

Söyleyebildikleri hepsi bu kadar.

Medyadaki yozlaşma, rezillik, yalan haberler, algı operasyonları, her türlü karalama ve itibarsızlaştırmalar muhalefetin gündeminde değil.

Onlar “haberimiz yayınlanmış mı yayınlanmamış mı” ona bakıyorlar.

Hiçbir şeyin farkında olmadıkları için de hep yandaş-tetikçi medyadan medet umuyorlar.

CHP’nin önemli isimleri kendilerince önemli gördükleri konuları iktidar tetikçisi gazetecilerle konuşuyorlar.

Onları arıyorlar, olara demeç veriyorlar, onları evlerine davet ediyorlar, onların evlerine gidiyorlar.

Sonra da “bizim haberlerimiz çıkmıyor” diye ağlaşıyorlar.

İşin tuhafı asla ders de almıyorlar.

İşte son örnek Nagehan Alçı olayı.

Seçimden sonra “İmamoğlu’nun hakkı yenmemeli” diye yazdı diye bu kadın yazar bir anda CHP’lilerin gözdesi oluverdi.

İstanbul il başkanından yöneticilere, genel merkeze kadar şimdi hepsi Nagehan Alçı’ya toz kondurmuyor, fırsat buldukça arayıp bilgi aktarıyorlar.

Bu kadın yazar bundan aldığı cesaretle Ekrem İmamoğlu’na akıl vermeye kalktı ve “Galatasaray maçına gitme” diye parmak salladı.

Çünkü İmamoğlu bu maça giderse ikilik çıkarmış iç barış bozulurmuş, kutuplaşma artarmış.

Samimi söyleyeyim ben İmamoğlu’nun “haydi kızım yürü git” diyeceğini sanıyordum.

Öyle olmadı.

İmamoğlu gecenin yarısı bu kadın yazarı arayıp “kendini ifade etmeye” çalıştı.

Üstüne bir de “bomba haber” verdi.

Meğer iktidar klüplere baskı yaparak “İmamoğlu’nu stada sokmayın” talimatı vermiş yöneticilere.

Acaba İmamoğlu bu kadar önemli bir bilgiyi neden gerçek gazetecilerle paylaşmaz da yıllardır saraya tetikçilik yapan bu uğurda her türlü yalanı söylemekten çekinmeyen, meslek ilke ve ahlakına hiç uymayan birine söyler?

Bu kişileri ciddiye almak, yapılanın gazetecilik olduğunu tescil etmek demektir.

Ne CHP’nin ne İmamoğlu’nun gerçek gazetecilere bunu yapmaya hakkı yoktur.

Ama kendileri bilir tabii.

Bugün peşlerinde koştukları sözde gazeteciler yine onların tepesine edecektir, bunu da bilsinler.

 

--BUNU YAZMAK GEREK--

 

Bu açıklama için gece yarısı telefon açılmaz

 

Her yazısı muhalefete kin ve nefret saçan, Kabataş yalanıyla ünlenen, iktidar tetikçisi kadın yazar Ekrem İmamoğlu’nun kendisini aramasını nasıl da ballandırarak anlatıyor.

Şöyle girmiş yazısına;

“Cumartesi günü Ekrem İmamoğlu’nu Fenerbahçe-Galatasaray derbisine gitmemesi yönünde uyaran yazım kıyameti kopardı. Yazıda mesajım çok açıktı ve iyi niyetle yazıyı okuyanların bunu görmemesi imkansızdı. Bugün için, bu yazıya gelen eleştirileri de yanıtladığım yeni bir makale kaleme almıştım ama dün gece geç saatlerde gelen telefonla iş bambaşka bir boyut aldı… Fenerbahçe-Galatasaray derbisi sonrası tam 22.56’da çaldı telefonum. Açtım. Karşımda Ekrem İmamoğlu’nun basın danışmanı değerli gazeteci Murat Ongun vardı. ‘Nagehan Hanım yazınızı Başkan dün okudu ancak sizinle konuşmak için özellikle maçın bitmesini bekledi. Kendisi yanımda’ diyerek telefonu Ekrem Bey’e verdi.”

Sonra Ekrem bey konuşmuş. Demiş ki;

“Nagehan Hanım yazılarınızı dikkatle okuyorum. Uyarılarınızı görüyorum ve önemsiyorum. İyi niyetle bunları yazdığınızı biliyorum. Bu telefonu da, ‘Bakın dediğiniz gibi olmadı, ben halkımla birlikteyken hiç sorun olmaz’ demek için maç sonrası açmak istedim. Fakat hassasiyetiniz çok kıymetli. Kaygılarınızı bizzat sizden dinlemek isterim.”

Nasıl kibar.

Bir yazara nasıl değer veriyor.

Meğer iktidar tetikçisini çok ciddiye alırmış, iyi niyetli bulurmuş, her gün okurmuş, hassasiyetleri kendisi için kıymetliymiş, kaygıları bizzat dinlemek istermiş.

Acaba Ekrem Bey ve diğer CHP’li yöneticiler, bu davranışlarıyla gerçek gazetecileri nasıl rencide ettiklerinin farkındalar mı?

 

---HOŞUMA GİDEN ŞEYLER--

 

Daha içeri girmeden dakka bir gol bir

 

Seçimlerden çok önceden beri ısrarla söylüyordum değil mi, “Seçimi kaybettiklerinde İstanbul’u vermemek için akla hayale gelmedik her şeyi yapacaklar” diye.

İşte seçimin üzerinden 15 gün geçti, İmamoğlu hala koltuğuna oturamadı.

Ne kadar geciktirirler bilemem, ama belli ki temizlik yapılıyor.

İstanbul’u verdikleri an her şeyin “foseptik çukuru” gibi patlayacağını biliyorlar.

Tabii hiç faydası yok bunların.

Eninde sonunda kaçınılmaz sona gelecekler.

Bundan sonra neler olacağını tahmin etmek çok zor değil.

Çünkü daha İmamoğlu Başkan yerine oturmadan pislikler ortaya saçılmaya başladı bile.

İstanbul Büyükşehir Belediye Meclis üyesi Nadir Ataman görevine başladığı için bizzat tanık olduğu bir gelişmeyi kamuoyuna aktardı.

Ataman’ın verdiği bilgiye göre 17-25 Aralık kahramanlarından Egemen Bağış’ın şoförünün maaşını yıllardır belediye ödüyormuş.

Belgelere göre belediye Bağış’a bir araç ve şoför tahsis etmiş. Şimdi yapılan temizlik operasyonları sırasında Bağış’ın şoförünü hemen geri çağırmışlar gerçek ortaya çıkmasın diye.

Ataman “Bağış’ın şoförü M.G bu hafta apar topar asıl görev yeri olan İBB’ye çağrıldı. Bu tahsis yasalsa, neden geri çağırdınız? Bu şekilde birçok şoför ve araç tahsisi yapıldığını biliyoruz. Yakında hepsini isim isim açıklayacağız” dedi.

CHP’li belediye meclis üyesinin verdiği bilgilere göre Bağış’ın şoförüne bugüne kadar 780 bin lira maaş ödenmiş.

AKP’nin önde gelenlerine çok sayıda araç ve şoför tahsis edildiği belirtiliyor.

Bu yolsuzluklarla ilgili hem davalar açılmalı hem de belediye sırtından verilen maaşlar araç ve şoförler kime tahsil edildiyse onlardan tahsil edilmeli.

Örneğin Egemen Bağış çok zengin, aslında 780 bin lira ona dokunmaz bile, benim anlamadığım para içinde yüzerken bile cimri davranıp şoför parasını halka ödetmeye tenezzül etmeleri.

Nasıl bir karakterdir bu böyle?

 

--ÜZÜLDÜM--

 

İktidar bu genç kıza hesap verebilir mi?

 

Beşiktaş maçını bir dostumun locasından izledim.

Önce şunu söyleyeyim.

Beşiktaş stadı çok güzel olmuş.

Güzel olmasına güzel de bana pek sosyal değil gibi geldi.

Locaların olduğu bölümü gördüm sadece.

Burada dar bir koridordan sanki otel odalarına girer gibi localara giriliyor.

Herkesin birlikte olabileceği, yemek yiyeceği sosyal alan yapmamışlar.

Tabii her locaya yemek servisi var, ama insan maça gidince biraz yüz görmek de istiyor.

Localarda yemek servisini “hostes” denilen genç kızlar yapıyor.

Bulunduğum locadaki gözlerinin içi gülen genç kıza “Öğrencisiniz herhalde” diye sordum.

Zannettim ki bir yandan öğrencilik yaparken iki haftada bir buralardan harçlığını çıkarıyor.

Genç kız güler yüzünü hiç ekşitmeden “Hayır” dedi “İstanbul üniversitesini bitirdim.”

Bir an donakaldım.

“Peki” dedim “Burada tanıdığın biri var da bu yüzden mi çalışıyorsunuz?”

Genç kız ona da “hayır” dedi “Kimya mühendisiyim ama iş bulamıyorum. Diğer localarda çalışan pek çok arkadaşım da bu durumda. Asgari ücret bile vermiyolar” diye devam etti.

İçimin ezildiğini hissettim.

Aynı üniversiten mezun iki kimya mühendisinin oğlu olarak ne diyeceğimi bilemedim.

Bu ülkede kimya mühendisine bile iş bulunamıyorsa daha ne diyeyim ki?

Erdoğan “her üniversite mezununa işi ben mi bulacağım” diyordu biliyorsunuz.

Mühendisler iş bulamıyorsa ülkenin kalkınması durmuş demektir, bunu bir genç mühendise anlatabilir misiniz?

 

--KOMİK--

 

“Ama ben parti bakanı olabilirim”

 

MHP’nin başkanı Bahçeli diyor ki “Bu adamdan belediye başkanı olmaz.”

Kim bu adam?

Ekrem İmamoğlu.

Çünkü maça gitti, millet de “Mazbatayı verin” diye slogan attı.

Bahçeli’nin böyle konuşmasının bir kıymet-i harbiyesi var mı?

Bence yok, çünkü daha önce de Erdoğan için “Bu adam cumhurbaşkanı olmaz” demişti.

Şimdi dizinin dibinden ayrılmıyor.

Hepsini bir kenara bırakalım.

Seçim sonuçlarına baktım.

MHP 81 ilin tamamından 3 milyon 459 bin 491 oy almış.

İmamoğlu ise sadece bir ilden 4 milyon 171 bin 126 oy toplamış.

Bahçeli diyor ki “Bu adamdan belediye başkanı olmaz.”

Ama bir kişinin bir şehirden aldığı oya Türkiye çapında ulaşamayan Bahçeli’den parti başkanı olur, öyle mi?

 

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.