Yukarı Çık

Biz bunu yapabilir miyiz?

23 Mart 2019 Cumartesi 05:50:56
88 kez okundu.

Yeni Zelanda’da Cuma namazı kılanlara yönelik alçak terör saldırısının üzerinden tam bir hafta geçti.

Dün  cuma günüydü ve ülkedeki tüm camilerde yine Cuma Namazı kılındı.

Ama bu Cuma belki o güne kadar kılınmış tüm Cuma’lardan çok daha farklıydı.

Binlerce Yeni Zelandalı Cuma Namazı kılanların arkasında bir koruma duvarı oluşturdu.

Elbette kimse yeni bir saldırı beklemiyordu.

Ama Yeni Zelanda halkı “hangi dinden olursa olsun, herkesin inanç özgürlüğünü savunmak için gerekirse kendimizi siper ederiz” demek istiyordu.

Şimdi herkes oturup bir düşünsün.

Bunun benzeri bizim ülkemizde yaşanabilir mi?

İnsanlarımız tıpkı Yeni Zelanda halkı gibi hiçbir komplekse kapılmadan, bunu bir siyasi şova çevirmeden, salt inanca saygı gösterdiği için böyle bir eylem yapabilir mi?

Bu konuda “kesinlikle hayır” diyemem elbette.

Çünkü en azından Hırant Dink cinayetinden sonraki tepkileri yerinde yaşayan biriyim,.

Ancak hatırlayın, o büyük tepki bile özellikle “yetmezciler” tarafından bir şova dönüştürülmüştü.

Bir başka siyasi kesim de durumu “Kürt sorunu” bazında propagandaya çevirmeye çalışmıştı.

Yeni Zelanda parlamentosu hafta içindeki bir oturumun Kuran okuyarak başlattı.

Bizim Meclisimiz benzer bir terör olayında İncil veya Tevrat okuyarak oturuma başlar mı?

Yeni Zelandalılar alçak teröristin saldırdığı camilerin etrafını rengarenk çiçeklerle bezeyerek bir süre gece gündüz nöbet tuttular.

Biz bunu yapar mıyız?

Önceki yıllarda sinegoglar bombalandı, onlarca Yahudi vatandaşımızı yitirdik bu saldırılarda.

Bu sinegoglar çiçek bahçesine çevrildi mi?

Şimdi gelin gerçeğe bakalım.

Elin Yeni Zelandalısı ülkesinde yaşanan bir terör olayının mahçubiyeti içinde kıvranıyor.

Biz ise anında “Bu bir Hıristiyan terörüdür, bakalım şimdi ne yapacaksınız” diye üst perdeden konuşmaya çalışıyoruz.

Neden?

Çünkü onbinlerce insanı öldüren IŞİD, El Kaide, El Nusra ve benzeri örgütlerin adı anılırken “Müslüman, İslam” tanımlamaları yapıyormuş batı.

Ama Hıristiyanlar olursa bunlara terörist bile diyemiyorlarmış.

Yeni Zelanda’nın tavrı ile Türkiye’nin tavrını bir karşılaştırın.

Hangisi size daha uygar, daha özgürlükçü ve daha demokrat geliyor?

 

--ÜZÜLDÜM--

 

Bunun cevabını veremeyiz

 

Karikatür Melbourne Herald Sun gazetesinde hafta içinde yayınlandı.

İyi benzemese bile konuşan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan.

Niye böyle bir karikatür çizilmiş?

Alçak bir teröristin yaptığı katliamdan sonra “Dedeleriniz geldiler ve burada olduğumuzu gördüler. Sonra kimileri ayakları üzerinde kimileri tabutla geri döndüler. Şayet aynı niyetle gelecekseniz sizi de bekleriz" dedi.

Türkiye’de bu kadar ağır bir yandaş yalaka medya hakimiyeti varken Erdoğan’ın bu sözlerini tüm dünyada şok yarattığını elbette kimse öğrenemedi.

O konuşma Türkiye’nin dünyadaki itibarını, onurunu, güvenirliğini biraz daha azalttı.

Anzaklar İngiltere’nin 1. Dünya Savaşında savaştırmak için Avustralya’dan ve Yeni Zelanda’dan topladığı askerlere verilen addı.

Bu Anzaklar Türkiye’yi ve Türkleri ama en önemlisi Atatürk’ü çok iyi tanıyorlar ve sanıyorum bizdeki siyasal İslamcılardan daha iyi anlıyorlar.

Zaten bu karikatür de onu göstermiyor mu?

Bizimkiler Atatürk’ün bu sözünü muhtemelen bilmiyorlardır bile.

 

 

 

---CANIMI SIKAN ŞEYLER--

 

Çanakkale destanı Gabar’la, Kandil’le bir tutulamaz

 

Yeni Zelanda’daki kanlı saldırı tüm dünyada lanetlenirken bizde ise bir tür seçim malzemesi yapıldı.

Özellikle AKP genel bakanı Erdoğan sanıyorum Hıristiyan karşıtı sözler söylemesi halinde bunun prim yapacağını düşündü.

Avustralyalılar ve Yeni Zelandalıları “tabutta gönderme” metaforu ile azarlaması dünyada tepki yarattı ama Erdoğan’ın söylediği bazı sözler aslında tarihimize de hem haksızlık hem de istismar bana göre.

Erdoğan aynı konuşmasında bir de şunları söyledi:

“Biz tarihi Çanakkale'de kanımızla yazdık. Gazi Mustafa Kemal'in liderliğinde yazdık. Bugün yine yazacağız, yine yazacağız, yine yazacağız. Gabar'da yazdık, Cudi'de yazdık, Tendürek'te yazdık, Kandil'de yazdık, burada da yazarız. Biz tarihi, sınırda teröristleri yok ederek, 15 Temmuz'daki gibi darbecileri çıplak ellerimizle püskürterek yazdık, biz tarihi şanla, şerefle onurla yazdık, daha yazacak çok tarihimiz var. Münbiç'te yazacak tarihimiz var, Fırat'ın doğusunda yazacak tarihimiz var, Filistin'de uygulanan zulme, Kudüs'ün mahremiyetine yönelen saldırılara karşı yazacak tarihimiz var.”

Şimdi biraz duralım bakalım.

Gabar’la Çanakkale karşılaştırılabilir mi?

İkisi de aynı tarih yazma sıfatını mı hak ediyor?

Birinde dünyanın bütün emperyalist güçleri topluca saldırıyor ve bu ülkenin kahraman insanları tarihi bir direniş sergiliyor.

Diğerinde ise bir avuç teröriste karşı yürütülen bir dizi güvenlik operasyonu.

Çanakkale destanımızı bu kadar hafife almamalıyız.

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.