Yukarı Çık

Nihayet somut bir düşman bulduk

20 Mart 2019 Çarşamba 02:02:05
117 kez okundu.

Erdoğan iktidara geldiğinden beri ana strateji olarak “mağduriyet edebiyatını” kullanıyor.

Sanki kendisi iktidarda değilmiş gibi sürekli suçlayacak birilerini buluyor.

Döviz fiyatları artmış, faizler yükselmiş, enflasyon patlamış, işsizlik almış başını gitmiş, bunların hiçbirinin üzerine yapışmayacağını yapışamayacağını düşünüyor.

Bu gelişmelerin hepsi gerçek olsa bile suç asla kendisinde ve iktidarında olamaz.

Dış güçlerin oyunudur.

Türkiye’yi kıskananların hain operasyonudur.

Karanlık güçlerin marifetidir.

Vatan hainleri teröristler vardır.

CeHaPe zihniyeti bütün bunları yapmaktadır.

Nedense CHP dışındaki düşmanlar bir türlü vücut bulup karşımıza gelmez.

Kimdir bu karanlık güçler?

Dış güçlerden kasıt nedir?

Hainler teröristler sadece PKK ve cemaatle mi sınırlıdır?

Bunları bilmiyoruz.

Oysa Erdoğan ve bütün bu propaganda, algı yönetimi operasyonlarını yönetenler yıllardır bu argümanları kullandıkları için halkın büyük bir bölümü de “bilgisizce ve bilinçsizce” bu masalları kabullenmiş durumda.

Yeni Zelanda’da yapılan alçak terör saldırısından sonra belki de ilk kez “Türkiye’ye oyun oynayanlar” bir şekilde somut hale geldi.

Erdoğan yeni Zelanda’daki manyak katili kastederek “Mesajı aldık, niyetinizi anladık. Bin yıldır buradayız, inşallah kıyamete kadar da burada olacağız. İstanbul’u Konstantinopol yapamayacaksınız” dedi.

Batılı emperyalistlerin bir Haçlı Seferi başlattıklarını ancak bizi asla yıldıramayacaklarını da söyledi Erdoğan.

Sanıyorum dünya bu sözlere şaşırıyor ve muhtemelen de gülüyordur.

Seçime giderken iç politikaya mesaj veren aşırı popülist bir propaganda yöntemi yine her tarafımızı sarmaladı.

Nereden çıkıyor bu Haçlı Seferi.

Bu tanımı 2002 yılında İkiz Kulelere yapılan saldırıdan sonra Amerika Başkanı Bush kullanarak bu terör saldırısının hesabını soracağını ilan etmiş ve bütün müttefiklerine “Ya bendensin ya değilsin” demişti.

Erdoğan yönetimi o yıllarda sadece Müslüman ülkeleri hedef alan bu hesap sorma kervanına -tereddütsüz katılmış, Bush’un icadı Büyük Ortadoğu Projesinin eş başkanı olmakla övünmüştü.

Erdoğan bu süreçte Amerika ve Batı’nın her istediğini yaparken Türk toplumunu ise “dış güçler, kıskananlar, Türkiye’yi batırmak isteyenler” söylemiyle hep baskı altında tutmuştu.

Şimdi seçim atmosferi sanıyorum Erdoğan’ı “bir tık” daha ileri gitmeye zorladı ve Hıristiyan dünyasını Türkiye’ye bir saldırı hazırlığında içinde olmakla suçladı.

Bu söylem büyük ihtimalle kendi tabanında çok prim yapacaktır, muhalefeti de bir parça sindirecektir.

Ancak şu gerçeği göz ardı etmeyelim: Teröre ve şiddete karşı bizden çok daha duyarlı olan, başta Yeni Zelanda saldırısı olmak üzere benzer tüm terör eylemlerinde ırk, din, dil ayrımı yapmayan uygar ülkelerin gözünde itibarımızın daha da düşmüştür, düşecektir.

Bir meczubu muhatap alıp tüm dünyayı karşısına almak 2000 yıllık devlet geleneğine yakışmaz.

Erdoğan sırf bir tür referanduma çevirdiği yerel seçimlerden başarı ile çıkmak isterken Türkiye’nin gururunu, onurunu, saygınlığını ayaklar altına almaktan çekinmeyen bir tavır içinde görünüyor.

Türkiye’yi yönetenlerin buna hakkı olamaz.

 

--MERAK ETTİĞİM ŞEYLER--

 

Yavaş seçime katılabilecek mi, HDP’liler dinsiz imansız mı?

 

AKP genel başkanı Erdoğan her gün bir iki yerde miting yaptıktan ve bunların televizyonlarda canlı yayınlattıktan sonra akşamları da mutlaka tv’lerde kendisi için özel olarak düzenlenen programlara katılıyor.

Böylelikle yandaş-yalaka-tetikçi medya neredeyse günün 24 saati Erdoğan’ın konuşmalarını yayınlamış oluyor.

Erdoğan önceki gece Kanal 7 ve bağlısı televizyonların ortak yayınındaydı.

Konuşmasının bazı bölümlere gerçekten dehşet vericiydi.

Hem çok önemliydi hem de çok korkutucuydu.

Örneğin Mansur Yavaş için “Bakalım bu durumda aday olabilecek mi?” diye sordu.

Ne demek şimdi bu?

Mansur Yavaş’ın seçimlere sokulmayacağı ihtimalini mi düşünmek zorundayız?

Gerçi bu olasılığın az olduğunu ima etti Erdoğan ve “Daha sonra ne yapacak?” diye sordu.

Tıpkı Meral Akşener’e söylediği gibi “Dokunulmazlığı yok” dedikten sonra “Bedelini kendisi ödeyeceği gibi Ankara halkına da ödetmiş olacak” diye konuştu.

Demek ki Yavaş’ın kazanacağına inanıyor ama kazansa bile görev yaptırmayacağını ima ediyor.

Diğer dehşet sözleri de HDP’lilere yöneltti.

Diyabakır’a atanan kayyumun şimdi resmi aday yapıldığını söyledikten sonra “Diyarbakır’ı çok iyi yönetecektir” sözünün ardından ve hızını alamadı “Dinsiz, imansız, ateist HDP’liler camileri kurşunladı” deyiverdi.

Sonra bir an sustu.

Bana göre “Bu sefer fazla kaçtı” diye düşündü, biraz bekledi, sonra da “Öyle değil mi, yanlış mı?” diye sorarak bir tür savunma yaptı.

Hiçbir seçim kampanyası bu kadar “nefret” içinde geçmemişti bugüne kadar.

 

 

--DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER--

 

İşe bakın; 1960’larda bindiğim belediye otobüslerini meğer Erdoğan1990’larda getirmiş

 

Önceki haftaydı yanılmıyorsam.

Erdoğan İstanbul’da düzenlediği bilmemkaçıncı mitingde dinleyicilerle “interaktif” bir konuşma yapıyordu.

Konuşma özetle şöyleydi;

“Gençler siz hatırlamazsınız, ben belediye başkanı olduğumda hangi otobüsler vardı biliyor musunuz? Siz daha yoktunuz o zaman bilemezsiniz. Macarlar’ın İkarus’u. İçine bindiğinde her tarafınız yağ olurdu. Çünkü koltuk başlarını mazotlu bezlerle silerlerdi. İçerisi kokudan geçilmezdi. Ben gelince “Bu böyle olmaz” dedim. “Ne yapacağız?” dediler. Ben de Mercedes’leri getirdim. İstanbul’a Mercedes Otobüsü ilk biz getirdik. Haydi reklamını da yaptık bir komisyon verirler artık.”

Öncelikle şunu sormak istiyorum; Arabanın markası ile içinin yağlı olmasının ne ilgisi var?

Çünkü yağ ve kokusu koltuk başları mazotlu bezle silindiği için var.

Temizlikte mazotlu bez kullanılıyorsa İkarus, Mercedes, Man veya başka marka fark etmeyecek, hepsinde elleriniz yağlanacak ve otobüs de yağ kokacaktır..

Erdoğan otobüslerin kullanışlı olup olmadığını değil, temizleme yöntemini öne sürerek geçmişi eleştiriyor aslında ve çok ilginç biçimde asla gerçek olmayan bir bilgi vererek “Mercedes marka belediye otobüslerini İstanbul’a ilk kez kendisinin getirdiğini” söylüyor.

Bunun böyle olmadığı hemen yazıldı tabii ama ne Erdoğan umursamıyor bile her zamanki gibi.

Oysa Erdoğan’ın doğru söylemediği bizzat eskiden kendisine bağlı olan İETT tarafından adeta burnumuza sokulur gibi sunulunca insan bir tuhaf oluyor.

İstiklal Caddesi’nde Tünel binası var.

Bu binanın üzerine koca bir pano asılmış.

Burada İstanbul’da geçmişte kullanılan toplu taşıma araçlarının fotoğrafları var.

Bunlardan birinde 1955 diğerinde 1956’da çekilmiş.

Mercedes marka belediye otobüslerin fotoğrafları bunlar.

Başka sözüm yok değerli okurlar söz sizin.

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.