Yukarı Çık

Erdoğan'ın sözlerini Erdoğan'a söylemek suç

26 Şubat 2019 Salı 04:18:21
151 kez okundu.

Seçime doğru bilmem dikkatinizi çekiyor mu, aslında sakin bir propaganda dönemi yaşanıyor.

Bir kere saçma sapan bayrak gösterisi pek yok bu seçimlerde.

Sokaklarda bangır bangır bağıran parti otobüsleri de dolaşmıyor.

Partiler bu konudaki anlaşmalarına uydular.

Adaylar da birbirleri aleyhine çok fazla konuşmuyorlar.

CHP İyi Parti Saadet ve HDP düzgün, olumlu, umut veren bir kampanya yürütüyor.

AKP’de ise propagandayı sadece parti başkanı Erdoğan yürütüyor.

Her yerde adaylar değil Erdoğan konuşuyor.

Her aday mutlaka Erdoğan’la dev fotoğraflarını astırıyor.

Ama en önemlisi bütün partiler sakin bir çalışma yürütürken Erdoğan’ın kin ve nefret hissi uyandıran konuşmaları hiç hız kesmiyor.

Erdoğan’a göre kendilerine oy vermeyen herkes hain, herkes terörist, herkes dış güçlerin oyuncağı.

Özellikle CHP için akıl almaz hakaretler ediyor.

Örneğin Erdoğan’a göre CHP ve işbirliği yaptığı İyi Parti teröristlerle işbirliği yapmakla kalmıyor onlardan talimat alıyor.

Diyor ki Erdoğan “CHP milletimizi PKK ile tehdit edenlerin desteğine bel bağlamış zihniyetin işgali altında. FETÖ’nün desteği ile seçim kazanma hesabı yapan bir ekibin tasallutu altında. Bölücü örgütün desteği ve Pensilvanya’nın icazetiyle seçim kazanma hayali kurmak siyaset adına utanç verici. İşte şimdi Kandil’deki teröristler ona talimat veriyorlar.”

Saadet’i de işin içine katarak “bunlar dörtlü çete” diyor.

Çete dediği arkasında milyonlarca insanın olduğu siyasi partiler.

Sonra hakaret kelimelerini sıralıyor hiç usanmadan; “CHP enkaz bıraktı. CHP müptezeldir. CHP faşisttir. CHP’nin cibilliyet sorunu var.”

Hızını alamıyor “CHP demek, tezek demektir” diyor.

Ekliyor “CHP tükürdüğünü yalar. CHP’nin geçmişi lekelidir. CHP’nin dili terör dilidir. CHP çapsız. CHP teröristtir, CHP FETÖ’cüdür.”

Bunlar da yetmiyor.

Bu kez doğru olayan suçlamalar yöneltiyor CHP’ye;

“Bunlar camileri ahır yaptı, Kuran’ı yasakladılar. Bu ülkede ezan okutturmadılar, ekmeği, yağı, şekeri unu karneyle dağıttılar.”

Erdoğan bütün bu sözleri ağır hakaret içeriyor aslında.

Daha da önemlisi halkın içinde kin ve nefret duyguları uyandırması çok muhtemeldir bu söylemin.

Tabii burada garip olan şu ki, eğer herhangi biri Erdoğan’ın söylediklerini veya benzerlerini Erdoğan’a söylese savcılar hemen harekete geçiyor ve Cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla soruşturma açıyor.

Herhalde kendi vatandaşlarına yönelik dava açma rekoru Tayyip Erdoğan’dadır bütün dünyada.

Buna karşı Erdoğan’a söylediklerinden ötürü hiç dava açılmıyor, savcılıklara suç duyurusunda bulunulmuyor ve savcılar kendiliklerinden harekete geçip Erdoğan’ı hakaret etmekle suçlamıyorlar.

Bu da Türkiye’de yargının nasıl baskı altında olduğunun tipik bir göstergesidir.

Aynı şekilde yasaların uygulanmadığının Anayasanın ise hiç dikkate alınmadığının bir kanıtıdır.

 

--CANIMI SIKAN ŞEYLER--

 

Cumhurbaşkanı otobüsten halk çay, havlu, kahve atmaz

 

Bu seçimler Erdoğan için belli ki gerçekten bir beka meselesi.

Seçimi kazanmak için her yönteme başvuruyor Erdoğan.

Bir kere ortalıkta AKP adayı yok, her yerde sadece Erdoğan var.

Bütün mitingleri Erdoğan yapıyor, adayları o tanıtıyor, adayların konuşmasına bile izin vermiyor.

Bununla da yetinmiyor partililerin ev ev dolaşarak dağıttığı hediyeleri bile artık kendisi dağıtıyor.

Televizyon haberlerinde pek göremezsiniz ama sosyal medyada Erdoğan’ın hızla giden otobüsten çevrede birikenlere nasıl havlu, çay ve kahve attığının görüntüleri var.

Dünyanın bir başka ülkesinde halkına bu tür paketleri fırlatan başka bir cumhurbaşkanı var mıdır, açıkçası bilmiyorum ama olacağını hiç tahmin etmiyorum.

Tabii bu arada Erdoğan’ın halkın üzerine fırlattığı paketlerden birini alan herhangi bir vatandaş bunu tekrar otobüse fırlatmaya kalksa hem cumhurbaşkanına hakaretten hem de terör eylemine kalkışmaktan anında içeri girer orası da başka tabii.

 

--BUNU YAZMAK GEREK--

 

Muhalefet Yıldırım’ın adaylığını düşürebilir

 

Binali Yıldırım’ın İstanbul adaylığı tartışmalıdır.

Ve bana göre bu tartışma bizzat kendisinin ve partisinin tavrından dolayı ortaya çıkmıştır.

Anayasaya göre seçimlerde aday olacak kamu çalışanlarının belli bir tarihte istifa etmeleri gerekiyor.

Meclis başkanlığı en üst düzey kamu görevidir.

Bu bir.

İkincisi yine anayasamız meclis başkanlarının görevleri boyunca bir siyasi parti lehine propaganda yapamayacağını kayıt altına almıştır.

Bu iki belirleyici unsura rağmen Erdoğan Binali Yıldırım’ı aday yaptı ve “istifa etmene gerek yok” dedi.

Yıldırım da istifa etmedi. Etmediği gibi “Ben bilmem büyüklerim bilir” havasında istifanın kendi konusu olmadığını söyledi.

Ama adayların YSK’ya bildirileceği gün Yıldırım istifa etti.

İşte bu aslında çalınan minareye kılıf bulunamadığının da itirafıdır.

Muhtemelen YSK başkanı Yıldırım’ın meclis başkanı olarak seçime katılmasına bir çare bulamayacağını söyledi.

Yıldırım da istifa ederek güya adaylığına meşruiyet kazandırdı.

Oysa öyle değil.

Birincisi her kamu görevlisi gibi Yıldırım’ın 1 Aralık’ta istifa etmesi gerekiyordu.

İstifa tarihi 18 Şubat YSK tarafından kabul edilmiş olsa bile Yıldırım1 Aralık’tan 18 Şubat’a kadar AKP için propaganda çalışmalarına katıldı ve anayasayı ihlal etti.

Şimdi muhalefet “50 bin avukatla YSK önüne gitme” absürdlüğüne hiç sapmadan doğru dürüst hukukçularla YSK’nın ensesinde boza pişirmeli ve Yıldırım’ın adaylığını düşürtmelidir.

Hukuken bu mümkündür, sadece muhalefetin bu iradeyi göstermesi gerekir.

 

--FIKRA GİBİ--

 

9 kişiyi asan Sisi’ye “cellat” diye saldırıyorlar

 

Siyasette popülizm belki vazgeçilmezdir ama bu uğurda aşırı saçmalamanın toplumda bir karşılık görmemesi insanın canını sıkıyor.

Son günlerde Mısır’da bazı idamlar infaz edilmeye başlandı.

Mısır’ın rejimini değiştirmeye çalışmaktan yargılananlardan 9’u idam edildi.

İdam edilenler Mürsi taraftarları olduğu için bizim yandaş-tetikçi medyada hassasiyet var.

Sisi için “cellat” diyorlar.

Elbette idamı hala ceza olarak yasalarında tutan ve bir de üstüne bunları uygulayanlara hoşgörü ile bakmam mümkün değil.

Ancak Sisi’ye cellat derken meydanlarda “idam cezasını geri getireceğiz” vaatlerini nereye koyacağız.

Vatandaşın da “İdam idam idam” diye tempo tutmasının ayıbını nasıl örteceğiz.

Mısır’a kızıyoruz ama eğer idam cezası hala olsaydı Ergenekon ve Balyoz sanıkları muhtemelen idam edilecekti.

Şimdi terörist ilan edilen cemaatçilerin büyük çoğunluğu da asılmış olacaktı.

Yandaş-tetikçi medya dün Avrupalı bazı liderlerin Sisi ile biraraya gelmesini eleştirerek bunu iki yüzlülük olarak nitelemiş.

Yine kedimize bakalım.

Evren darbe lideri olarak pekçok batı ülkesine gitmişti.

Bu siyasal islamcı kesimin aklına o sıralar “Avrupa darbecilerle nasıl bir araya geliyor böyle” demek gelmiş midir acaba? Sanmıyorum.

Haber Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.